25 Aralık 2009 Cuma

Belarus Notu 7

Evet, yeni bir hafta da yeni bir Belarus notuyla karışınızdayım. Bu haftaki not biraz daha kültür sanat ağırlıklı olabilir kusura bakmayın (müzeye gittim de).

Bu hafta buraya geldiğimden beri aradığım savaş müzesini buldum ve gittim( şehrin meydanındaymış). 2. Dünya Savaşı’na dair olan bu müzeyi gezmek yaşadığınız topraklardaki tarihi birebir hissetmenizi sağlıyor. Her tarafta insanların lüks restoranlarda takıldığı, gece kulübe gittiği bu şehrin tarihini bilseniz bile şehirde hiçbir politik hareketlilik olmaması sizin o atmosferi yaşamanızı engelliyor ancak müzeyi gezdikten sonra şehre daha farklı bir gözle bakmaya başlıyorsunuz. Müze oldukça büyük, kapalı ve açık kısımdan oluşuyor. Açık kısmı ve içerinin 1 katını tam olarak gezemedim daha sonra gezeceğim. Müzede özellikle 2. Dünya Savaşında Belarus’un durumunu anlatıyor. Savaşın başlangıç döneminde Kızıl Orduya katılmayı çağıran afişler ve askere yazılan gönüllülerin fotoğrafları bulunuyor. Bazı önemli çarpışmalar, 3 boyutlu olarak resmedilmiş. Müzenin en etkileyici yanını Minsk’in işgal edildiği döneme dair belgeler oluşturuyor. Almanlar’ın duvarlara astığı Almanca Rusça broşürler ve talimatları burada görebiliyorsunuz. Ayrıca partizanlar tarafından öldürülmüş Alman askerlerinin eşyaları da sergileniyor. Müzenin insanı en çok duygulandıran yeri ise her gün dolaştığınız caddelerin, sokakların işgal dönemindeki fotoğraflarını görmek. Minsk 2. savaş sırasında yıkılıp tekrar inşa edildiği için çoğu yer benzemese de Lenin Meydanı olarak bilinen ve partizanların idam edildiği alan hala eski dönemdekine benzer bir şekilde duruyor. Müzeyi gezerken partizanların Almanlar tarafından çekilmiş idam fotoğraflarına rastlıyorsunuz. Lenin meydanında boynunda Almanlara karşı savaştığım için idam ediliyorum partizanım yazan tabelalarla idam edilmiş partizanların fotoğrafları var. Bu fotoğrafı çeken Alman subayının duygularını merak ediyor insan. Çünkü kadın bir partizanın neredeyse ipe getirilişi ve asılışı kare kare belgelenmiş. Bunları görmek gerçekten insanın kanını donduruyor ve 2. Dünya Savaşı sırasında partizanların verdiği kahramanca mücadeleye bir kere daha saygı duymanızı sağlıyor. Bu arada bizim Rusça öğretmenimizin annesi de partizanmış onu da öğrenmiş oldum.

Müzeyi tekrar gezdikten sonra tekrar anlatacağım. Müzeye dair en kötü yan İngilizce info olmaması dolayısıyla eşyaların altında yazanları anlayamamanız. İngilizce bilen bir arkadaşla giderek bu sorunu çözdükten sonra müzeye dair detaylı bir not yayınlamayı düşünüyorum.

Bu hafta hayatımda ilk kez buz pateni yaptım. Aslında gitmeden önce çok korkuyordum. Beni tanıyan arkadaşlar ne kadar dengesiz olduğumu bilirler ama ilginç bir şekilde sanırım çok temkinli olduğumadn hiç düşmedim. Burada buz pateni olayı çok yaygın ve çok ucuz. 2.5 milyona paten kiralayıp 2.5 milyon da bir saatliğine piste verip kayabiliyorsunuz. Ayrıca yılbaşına doğru şehir merkezindeki Октобрская meydanı (bu meydan aynı zamandan Avrupa’nın tam orta yeri kabul ediliyor sanırım ve zamanında burada 30 metrelik bir Stalin heykeli mevcutmuş) yıkanarak buz tutması sağlanıyor ve ücretsiz bir kayak pisti oluyor. Keşke paten kaymayı yapmayı bilerek gelseymişim diyorum ama sanırım dönene kadar öğrenebilirim diye umuyorum. Yalnız 25 yaşında adamın (yani benim) tutuna tutuna kaymaya çalışırken yanından 8 yaşında artistik patinaj yaparak çocukların geçmesi de çok komik bir görüntü oluşturuyor.

Bu arada buz pateni yapmaktan korkmam oldukça saçmaymış çünkü zaten yağmur yağdığı veya karların eridiği günler burada tüm kaldırımlar buz tutuyor ve bu kaldırımlarda yürümek normal paten yapmaktan çok daha zor oluyor. 2 kere düştüm kıçı kırıyordum az daha.

Bugün Noel. Hristiyan bir ülkede noelin nasıl kutlandığını hep merak ediyordum sonunda yerinde görmüş oldum ama pek bir şey anlayamadım. Öncelikle şunu öğrendim ki Ortodoksların ve Katoliklerin Noelleri farklıymış. Bizim bildiğimiz 24 Aralık gecesi Noel’i Katoliklere aitmiş, Ortodokslar ise Noel’i 7 Ocak gibi bir gecede kutluyorlarmış. Noel’in bir aile tatili olduğu bu nedenle ortamların çok güzel olmayacağını düşünerek (tabi biz 25 aralık gecesi sanıyorduk) bir gün önceden dışarıya çıktık ve neredeyse tüm mekanlar özel partiler dolayısıyla kapalıydı. Açık olan tek mekana ise giremedik. Buraya geldiğimizden beri ilk kez bir mekanın kapısından çevrildik ama sebebi oldukça komik olduğu için anlatmam gerekiyor.
Burada mekana girerken insanın eline bir damga vuruyorlar. Bu damga tam tekila içerken tuzun konulduğu hafif oyuğun oraya vuruluyor ve Türkiye’de dirty vs. gibi yerlerdeki gibi mürekkepli değil ancak mor ötesi ışıkla görülebilen bir damga oluyor. Geçen notta bahsettiğim üzerine kız atladığı için elini çatlatan arkadaşın eli alçıda olduğu için bu damgayı vuramadılar. Çocuk sol elini uzattıysa da kapıdaki güvenlik kabul etmedi. Bunun üzerine (içeri girmeyi ne kadar hırs yapmışsa) çocuk elindeki alçıyı parçaladı ve içeri girmeyi denedi ancak bu sefer de eli sakat olduğu için almadılar. Hitler’in biyolojik faşizminin başka bir durumu söz konusu sanırım. İşin en garip yanı ise kapıda ilginç bir face control olması. Örneğin Türkiye’de mekanlara damsız girilemezken burada böyle bir muhabbet yok tam tersine. Çok şık olmama rağmen ben kapıdan rahatça geçebilirken bir sürü kızı kapıdan geri çevirdiler. Sanırım içerideki sayıyı dengelemek için kızları değil erkekleri alıyorlar (dedim size ilginç ülke diye). Neyse kulübün önünde alçıyı parçalarkenki fotoğrafımızı da çektim buraya koymaya çalışacağım gerçekten komik bir görüntüydü.

Ülkedeki politik duruma dair bir şeyler yazmak istiyorum ama henüz pek bir şey öğrenemedim. İnternette ulusal Bolşevik parti diye bir şey buldum Rusçam çok iyi olmadığı için çözemedim. Stalin’in fotoğrafını görür görmez mail attım gerçi Ama sanırım bunlar bizim anladığımız anlamda bir komünist parti değil daha ulusalcı bir yapılanmalar. Dediğim gibi henüz çözemedim ama araştırmalarım devam ediyor.

Neyse bir iki komik anekdotla bu notu da bitireyim:

- Buraya geldiğim ilk gün yurdun halini gördükten sonra iyice sinirlerim bozulmuştu ve ciddi sarhoş olana kadar içmiştim. Sabah bir müzik sesiyle uyandım. Nerede olduğumu anımsamam biraz zaman aldı sonrasında yan odadan başım belada şarkısının melodisinin geldiğini fark ettim. Daha sonra da çocuk duşa girip Cemo’yu söylemeye başladı. Tabi yataktan fırlayıp sen grup yorum mu söylüyorsun diye sorunca çocuk biraz korktu ama neyse yinede iyiydi. Sanırım kan çekiyor. Belarus’ta bile yan odada grup yorum söyleyen arkadaşı buluyorum yani.
- Geçen gün sohbet ettiğimiz Belaruslu bir kızın dediğine göre Türkmenler Belarusluların yaşam şartlarını ve şekillerini çok primitive buluyorlarmış. Ben gülmekten yarıldım yorum bile yapamıyorum.
- 12 Erkek ve Türk’ün aynı sınıfta olması gerçekten çok kötü oluyor. Orta okul yıllarında hocalar Türkçe biliyordur diye yarım yamalak yapabildiğimiz esprileri rahat rahat yapıyoruz ama gülmekten ders yapamıyoruz neredeyse. Hocanın her dediğini çevirme alışkanlığı oldu. Tabi bu yanlış çeviriler çok komik muhabbetlere yol açıyor. Mesela

- сколько часы ты чиатать в дома? (Evde kaç saat ders çalışıyorsun)

- Ne diyo lan bu anlamadım

- Abi bir postayı kaç dakkada atıyorsun diye soruyor.

- Lan olm ders mers dio lan. 0.5 час

- Это очень мала. (Çok azmış)


En sonunda hoca bize özlü sözleri öğretmeye çalışırken ipler tamamen koptu.
Her şey kadının Сколько лет сколко зим(Ne kadar yaz o kadar kış) sözünün benzerinin Türkçe’de olup olmadığını sormasıyla başladı. Önce ne kadar ekmek o kadar köfte demiştik sonra kadın başka var mı diye sorunca artık dayanamadık ama 60 yaşında kadına “öyle g.te böyle y.rrak” diye atasözü öğretirken kendimi gerçekten biraz kötü hissettim.

- Burada 29 Aralık’ta yabancı öğrenciler arasında bir etkinlik olacak ve isteyenler şarkı söyleyecekmiş. Ahmet Kaya’dan bahtiyar patlatmayı düşünüyoruz Aslında ilk olarak küfürlü bir şeyler yazalım aşk şarkısı diye söyletip youtube a koyalım diye bir fikir atmıştım ama Türkmenler anlayabilir diye çok destekleyen çıkmadı. Şimdi Kathusya’yı söyleyeceğiz. Komik şarkı arayışlarımız sürmekte aklına gelen olursa bana mesaj atsın. Eğer ben de söylersem videosunu çekip koyacağız. Gerçi benim sesimi bildiğiniz için herhalde izlemezsiniz ama olsun.

- Bu arada bir de komedi filmine gittim John Travolta'nın oynadığı. Ülkede orjinal film bulmak imkansız tüm filmler dublajlı oynuyor. Tak cebe kanikuli adlı bir film. So so vacation gibi bir anlamı var sanırım. Film anladığım kadarıyla komikti bir de orjinalini izlemek isterdim ama yani ancak %30-40 ını anlayabildim.

- Bu arada sanırım buradaki votka insana halüsinasyon gösteriyor. Dün gece cep telefonundan internete girip gelen bir maili okudum. Mail rusça olduğu için tam anlamadım ama burada politik grup var mı dediğim bir kız içinde komünist geçen birşeyler yazmıştı. Sabah google translatete tam olarak ne yazdığını anlamak için mailarıma baktım herhalde sarhoş kafayla silmişim deyip önemsemedim ama kız bana öyle bir mail göndermediği konusunda oldukça ısrarcı. Yani size abi bana nie böyle diyorsun bak çok alındım dersem üstüme fazla gelmeyin:)

Bu arada rakı içmeyi gerçekten çok özledim delirebilirim her an burada. On gündür içki sürmüyordum ağzıma 2 gündür içiyorum orucumu da bozmuş oldum Gerçekten Hristiyanların da bu dönem tuttuğu bir oruç varmış şarap dışında içki içmiyorlarmış detaylarını da anlattılar da pek dinlemedim.

18 Aralık 2009 Cuma

Belarus Notları 6

Evet arkadaşlar yeni bir nota başlarken bir uyarı yapmak istiyorum. Bu notlarda yazdığım her şey tamamen gözleme dayalıdır ve hiçbir şekilde benim kötü niyetli bir hareketimin ürünü değildir. Bu nedenle burada okuduğunuz şeyler ile ilginç yorumlar yaparak birilerinin sinirlerini bozmayın yoksa bu notlar sansüre takılabilir veya yayından kaldırılabilir.

--------Adult content------
Neyse gerekli uyarıları yaptıktan sonra nota devam edelim Daha önceki notlarda size Bela Viasa adlı mekandan bahsetmiş ve gece hayatına dair belirli notlar sunmuştum. Şimdi bunların hepsini unutun aslında Belarus’ta gece hayatı filan yok kızların hepsi çarşaflı ve zaten kıllı. Ayrıca hepsi evlenmeden olmaz diyormuş.
--------Adult content------


Neyse şakayı bir kenara bırakalım ama gerçekten de bugüne kadar anlattığım gece hayatının sadece bir bölümü imiş. Bela Viasa, Titan, Next gibi mekanlar daha çok Belarus’un zengin kesiminin takıldığı mekanlarmış. Bunun dışındaki gece kulüplerine doğru salınan arkadaşların anlattıkları ve benim yaşadıklarım üzerinden biraz daha gece hayatını sizinle paylaşacağım.

Parasızlık dolayısıyla daha ucuz bir mekana gitmeye karar verdik ve 10 bin ruble (5 milyon) tasarruf ettik. Ancak bu mekan diğerlerine göre oldukça daha eğlenceliydi. Kız erkek oranı %10 a %90’dı. Ortamı çok detaylı anlatamayacağım ancak genel olarak güzel dans edilebilen bir mekandı, tek kusuru ise içkilerin biraz pahalı olmasıydı. Gündüzleri bilardo ve bowling cafe olan bu mekanda geceleri dans sırasında striptiz şovları da vardı ve bilardo masaları bu anlamda oldukça güzel bir pist olanağı sunuyordu dansçı kızlarımıza Önceki hafta yılanla striptiz yapan bir kadın varmış ama ben onu göremedim gerçi yılan bu sıkar öldürür möldürür neme lazım iyi olmuş belki de görmediğim.

Her neyse bunun dışında gerçekten de Belarus oldukça yoksul bir ülke ve dışarıda karşılaştığınız Türkler’in bunu nasıl istismar ettiğini görebiliyorsunuz. Özellikle Belarus’ta daha kalitesiz mekanlara gittiğinizde uygun fiyata şampanya açıtrabiliyorsunuz ve masayı donattıktan sonra birçok kadının sizinle tanışmak için masanıza geldiği rivayet ediliyor. Doğruluk derecesi nedir bilmiyorum ama arkadaşlar fotoğraflı anlatıma geçtiği için ben biraz inandım. Bu durumu yedir içir Dobriy veçir (iyi akşamlar) diye özetliyorlar. Kendilerini kınıyoruz buradan.

Yurtta da ilginç manzaralarla karışlaşmanız mümkün oluyor. Özellikle hafta sonu geceleri odada toplanıp yüksek sesli müzik dinliyorsanız kızlar gelip votkanız var mı diye sorup takılmaya çalışabiliyor. Geçen arkadaşlarla otururken başımıza gelen bu tip bir olay aslında karar teorisindeki mahkum çıkmazının ne kadar gerçekçi olduğunu gösterdi. Mahkum çıkmazını uzun uzun anlatamayacağım ama temeli bir suçu işleyen iki mahkumun karşısındaki itiraf edecek korkusu ile birbirlerini gammazlayarak her ikinsin birden en ağır cezayı almasına yani güvensizliğe dayanıyor. Gecenin 2 sinde votkanız var mı diye 5 erkeğin arasına iki kız daldıktan sonra kızlarla kimin yatacağı tartışması kızların sıkılıp odadan çıkmaları ile sonuçlandı. Ben ve sevgilisi olan bir diğer arkadaş odadan çıkmış koridorda bekliyorduk ve öfleyen kızların odadan çıkma görüntüsü gerçekten çok komikti Siz siz olun yurtta kalırsanız tek kişilik oda tutun diyorum

Neyse bu kadar kız muhabbeti sanırım yeterli biraz da kendimin ne yaptığımdan buradaki hava koşullarından bahsedeyim. Öncelikli olarak burada hava -22 dereceyi buldu. Yolda yürürken burnunuzdaki sümükten göz yaşınıza kadar her şeyin donup teninize battığını hissediyorsunuz, camın altındaki dolaba koyduğunuz süt meyve suyu gibi gıdaları tüketmek istediğinizde çatal ve bıçağa ihtiyacınız oluyor. Yurttan verdikleri dandik battaniyeleri evden getirdiğiniz battaniye ile takviye etseniz bile götünüz donuyor. Bu nedenle öğrencilerin çoğu odaya elektrikli ısıtıcı alıyor ancak 2000 watt elektrik çekilen bu ısıtıcılar da tümü odalarda aynı anda çalıştırıldığından 5 dakikada bir yurdun sigortaları atıyor. Bir diğer mahkum çıkmazı durumu da burada mevcut. Tüm ısıtıcılar ilk seviyede çalıştırıldığında sigortalar atmıyor ama elbet birileri bu durumu bozuyor ve herkes donmak zorunda kalıyor. Ayrıca ısıtıcı olması yurtta yasak bu nedenle yurtta artık tüm kapılar olası bir aramaya karşı kilitli tutuluyor. Her kapı çaldığında bir tedirginlik durumu yaşanıyor.

Ben sabah 7 de kalkmak bu soğukta çok zor geldiği için eski sınıfıma geri dönmüş bulunmaktayım ancak Rusça öğrenmeye dair kendime güvenim büyük oranda sarsıldı. Yani alkolsüzken bu dili niye konuşamıyorum gerçekten hala anlayamıyorum.

Birlikte yaşama zorunluluğu insanları daha iyi tanımanıza yol açıyor. Lan ben buna kıl olurum dediğiniz yada çok artist bulduğunuz bir insanın bile aslında iyi biri olabildiğini gördüğümde çok şaşırmıştım. Sanırım stereotiplere çok boğuluyorum.

Aslında anlatacağım çok şey var ama hepsini bir sonraki nota saklıyorum. Zaman sıkıntım olduğu için bu notu biraz hızlı bir şekilde yazdım kusura bakmayın ancak aşağıda kısa anekdotlar ve bilgiler vererek burada yaşamı anlatmaya çalışacağım.

- Üniversite kızlar teklif ediyormuş diye kandırılan bir neslin bir evladı olarak, Rus kızları erkeklerin üzerine atlıyormuş lafını da mecaz sanırdım. Belki inanmayacaksınız ama dün buna kendi gözlerimle şahit oldum. Kız artık nasıl atladıysa çocuğun elini çatlatmayı başardı şu an o eli alçıda fotoğrafını çekebilirsem yükleyeceğim. Ayı yavrusunu severken öldürürün oldukça özgün bir türüne şahit oldum anlayacağınız.

- Buranın en ilginç bir özelliği ise kızların bir dönemin Refah partisinin işareti olan OK işaretini yapıp onay aldığı takdirde de sizi öpmesi. Çok ilginç bir durum ve bunu yüzde doksanı arkadaşça yapıyor. Tabiî ki böyle şeyler bize ters olduğundan ben izin vermiyorum ama ilginç bir görüntü. İçeriden aldığımız bilgilere göre Belarus’ta arkadaş kalmak öpüşelim ama sevişmeyelim anlamına geliyormuş.

- Buradaki insanlar oldukça ilginç, yurtta kaldığımız için genelde köylü kesimi hakkında gözlem yapabiliyoruz ama çok ilginç muhabbetler çıkabiliyor. 25 yaşında olan arkadaşa kaç kişi ile birlikte oldun diye soran kız 16 cevabını duyunca oha çok fazla ben toplasan 9-10 kişiyle anca birlikte olmuşumdur diyor. İşin ilginç yanı bu kızın 17 yaşında olması. Farklı kültür ne yaparsın.

- Yine içeriden alınan bir bilgiye göre burada kızlar 20li yaşların sonlarına kadar ciddi ilişkilerden uzak duruyormuş. Bu nedenle yemeğe çıktığınız ve hatta öpüştüğünüz, yattığınız vs. bir kız yolda sizi görünce sadece selam verip geçiyorsa buna şaşırmamalıymışsınız.

- Gerek yaşam kalitesi, gerek şehrin güzelliği, gerekse insanların zihin yapısı düşünüldüğünde gençlik yıllarımı Türkiye’de geçirdiğim için hafif bir iç burkulması yaşıyorum. Şu an her şey yarım yamalak geliyor ve Türkiye’de bıraktığım ortamları insanları çok özlediğimden buranın tadını alamıyor geri dönmek istiyorum (bizden geçmiş veya I am too old fort his shit) ama bunlar daha oluşmadan buraya gelseymişim sanki daha mutlu olurmuşum gibi geliyor ama insan hep elde edemediğini ister filan felsefesine girmeden tüm anne babalara buradan bir çağrı yapıyorum: “çocuğunuzun gençliğini Türkiye’de karartmasına izin vermeyin. Burada üniversite okuyup doktor vs. olması Türkiye’de dershanelere vs. dökülen paradan daha azına mal olur hem de cennet gibi bir hayat sürer.” Benden söylemesi.

- Ya bu ülkede komünist parti yok galiba. Ne internette ne şurada ne burada hiçbir şey bulamadım. Birileriyle tanışmak ve nasıl bir parti olduklarını görmek için konuşmak istiyorum ama bulamıyorum. Bakalım ne olacak. 1 Mayıs’ta da buradayım bakalım ilginç bir deneyim olacak.

- Yıl başına doğru buranın en büyük meydanlarından biri olan Oktoberskaya meydanını sulayarak dondurup kayak pisti haline getiriyorlar. Burada kayak kaymak çok ucuz ve herkes kayıyor. Keşke Türkiye’deyken öğrenseymişim(gerçi çok pahalıydı bizde de ya) şimdi kıçımı kırarım diye kayamıyorum da.

- Burada özellikle soğuklar başladığından beri yurtta sıkıntıdan ne yapacağımızı şaşırıyoruz. En son kendimizi yurttan okula giden duvara yedir içir dobriy veçer mi yazsak yoksa dobriy veçerim iyi geçiririm mi yazsak diye tartışırken bulduk. Bir de sonra şiir yazdık. Orhan Veli’den arak ama belki beğenirsiniz. Kendimi tekrar lisede hissettim. Sanırım on erkek birlikte yaşayıp yurttan çıkmadan takılmak insanın tek gündeminin karı kız muhabbeti olmasına yol açıyor. Son alarak aşağıdaki şiiri de okuyun valla haftaya başka şeyler yazacağım. SAvaş müzesinin filan yerini öğrendim orayı filan gidip gezeceğim. Gerçek.

Kim söylemiş beni
Nataşa'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Elena'yı öptüğümü,
Oktoberskayada, güpegündüz?
Yura'yı almışım da sonra
Next club’a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de kumarhaneye dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yapmadığımı

Ya o, Saşa'yı sandala atıp,
Ruhumda hicranın'ı söyletme hikâyesi?

11 Aralık 2009 Cuma

Belarus Notları 5

Arkadaşlar bu notta hafta içi gece hayatının nasıl olduğundan ve orta kalitedeki kumarhanelerin atmosferinden bahsedeceğim demiştim ancak bazı aksaklıklardan dolayı bunu ertelemek zorunda kaldım. Hoca Rusçamızı çok ileri bularak birkaç arkadaşı bir aylığına daha ileri bir sınıfın derslerine sokmaya başladı. Bu nedenle 12 de başlayan derim sabah 8 de başlıyor ve arayı kapatmam için ders çalışmam gerekiyor. Sanırım yılbaşından sonra hafta içindeki gece hayatına dair detayları size verebileceğim, kim bilir belki daha da erken veririm. Bu arada fark ettim ki ben de baya inekmişim.

Son notu yazdıktan sonra gelen tepkiler eve kapandığım ve yeterince önemli detaylara dair haber veremediğim yönündeydi. Bu eksiği telafi etmek için cumartesi gecesi dışarı çıkmaya karar verdim. Ancak gene aynı mekana gittiğim için anlatabileceğim pek fazla bir şey yok. Yalnız kıskançlık olayının bu topraklarda gerçekten de var olmadığına bir kere daha şahit oldum. Nedendir bilinmez sevgilisi olan kızlar sürekli bana sarılıp dans etmeye çalıştı ve sevgilileri de bunu pişkin pişkin sırıtarak izledi. Ertesi gün üzerine uzun uzun düşündük ama çözemedik.

Gece barlarda veya diskolarda eğlenirken sizinle kavga etmek isteyen yabancılarla her an karşılaşabiliyorsunuz. Özellikle Türklere karşı bazı insanlarda bir düşmanlık olduğundan önce de bahsetmiştim. Ancak buradaki kavga başlatma yöntemleri Türkiye’dekine göre çok daha uygar ve insancıl. Mesela Türkiye’de sıklıkla uygulanan omuz atmak veya ne bakıyorsun birader demek gibi yöntemler burada çok ilkel bulunduğundan uygulanmıyor. Burada kavga teklifi daha düellovari geliyor. Karşınıza geçen bir grup genç elini yumruk yaparak diğer avucunun içine vuruyor ve size gülümseyerek mojna diyorlar. Sanki kavga etmeye değil de dans etmeye çağıran bu gençler Het (hayır) cevabını aldıktan sonra peki deyip uzaklaşıyorlar. Sanırım burada Berker bile barda kavga çıkartamaz Burada tanıştığımız birkaç kız size küfür eden olursa bezperspektifnak deyin kavga istemiyorum anlamına geliyor dedi ancak bunu yarılarak söyledikleri için çok güvenemedik.

Şehrin her yanında irili ufaklı kumarhaneler olması insanda kumar oynama isteği yaratıyor. Yurda bir gün sırıtarak elinde kazandığı 50 bin ruble ile gelen arkadaşınız bir dahaki gün 70 bin kaybetmiş olarak gelebiliyor. Küçük meblalarla oynandığı sürece zevkli olacağına inanıyorum. Yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı henüz kumarhaneye gidemedim ama yurttaki poker turnuvalarında herkesin parasını cebinden aldım. Ülkede çok sayıda bozuk para olduğu için poker oynarken fişe ihtiyaç duymadan ortaya para koyabiliyoruz ama tabi bunun kötü sonucu da 6 saatlik poker maratonundan sadece 7 bin ruble (4 milyon) kazanarak çıkmış olmam oldu. Aynı başarıyı kumarhanede de yakalarsam artık Türkiye’ye bir Corvettele dönerim herhalde.

Bunun dışında bir de filme gittim. Daha önce bahsetmiş miydim hatırlamıyorum ama sinema burada çok ucuz. Gündüz 2 milyon akşam seansı ise 3.5 milyona geliyor. Antikiller diye bir aksiyon filmine gittim. Filmlerin dili Rusça olduğu için en az konuşma en çok dövüş sahnesi olanı tercih ettik tabii ki de (bu da gündüz yapılabilecek etkinlikleri de yaz diyen arkadaşlara ince bir sitemdir umarım bunu anlarlar). Film Luc Besson filmleri tarzında bir aksiyon komedi filmiydi. Oldukça eğlenceliydi eminim konuşmaları anlasam daha da eğlenceli olabilirdi. Sanırım Rusların veya Avrupalıların yaptığı aksiyon filmleri Hollywood’dan daha iyi oluyor çünkü komedi ögesinin bokunu çıkartıyorlar ve filmi izlerken yarılıyorsunuz. Sinemalara dair ilginç bir detay daha vermem gerekiyor. Şehre geldiğiniz andan itibaren dışarıdaki soğuğa rağmen tüm kapalı mekanlar yanıyor ve t-shirt üstüne montla filan dolaşıyorsunuz. Bunu sakın sinemaya giderken yapmayın. Kocaman sinema salonunda hiçbir ısıtma yoktu ve herkes filmi montla izliyordu. Sanırım paltosunu vestiyere verip kazakla film boyu titreyen tek sivri zeka bendim. Benden söylemesi.

Dil öğrenmek için Belarus’a geldiyseniz ve çapkınlık yapmak istemediğinizden dolayı Rus kızlarla tanışmayı zorlamıyorsanız en iyi seçeneğiniz Türkmenlerle takılmak olacaktır. Gerçi Ruslarla tanışmak da oldukça kolay. Örneğin geçen gece bornozla kapıda kalan iki kızı donmaktan kapılarını kırarak kurtardık ( bu arada yurtta kırdığımız 3. kapı oldu) bunun üzerine kahve içip Rusça pratik yaptık bunu notun sonunda anlatacağım. Her neyse Türkmenlerle ders çalışmak daha kolay ve az buçuk Türkçe bildikleri için de daha iyi anlatabiliyorlar. Gerçekten teke tek ders almak dilin çok hızlı ilerlemesini sağlıyor bu nedenle altı ayın son iki ayı düzenli ders almayı düşünebilirim (yani anne paraları hazırla diyorum). Gerçi ders çok ucuz saati 5 ila 10 dolar arasında değişiyor. Okuldaki hocalar sanırım 10 dolara veriyor dersi. Ayrıca muhtemelen ömrünüzde hiç gülmediğiniz kadar gülebileceğiniz diyaloglarda yaşayabiliyorsunuz. Yazınca ne kadar komik olurlar bilemiyorum ama birkaçı şu şekilde gelişti. Bazı kısımları Rusçadan çeviriyorum bazıları ise Türkçe veya Türkmence.

- Sen Türkiye’de ne yapıyor?
- Ben yüksek lisans öğrencisiyim tez yazacağım ama zorlanıyorum.
- Sen tez yazamıyor, alla alla neden sen tez yazamıyor
- Kolay değil ki nasıl yazayım bir yıl uğraşmam lazım.
- Ben yazıyor tez ilkokuldan beri çok tez yazdı
- Nasıl yani ilkokuldan ( lan acaba sosyalizm mosyalizm bunlar iice aştı mı diye düşün)
- Bak ben böle tez tez (hızlı) yazıyor senin el mi sakat
Telefon çalar, arkadaş barda Rus bir hatunla tanışmış dediğini anlamak için bize konuşturtuyor tercüme etmemizi istiyor.

- Erdem ne dio lan bu karı amına koyacam şimdi
Ben de ne dediğini anlamadığım için Türkmen kıza veriyorum. Kız bir şeyler söyledikten sonra telefon kapanıyo
- Aneeee koydu
Dumur halde kıza
- Ne koydu
- Telefonu yüzüme koydu(kapattı)

Bir de konuyla alakasız ama anlatmadan geçemeyeceğim. Gittiğimiz mekanlardan birinde elimize bir broşür geçti. Bir mekanda köpük partisi olduğunu duyduk. Dışarıda hava eksilerdeyken köpük partisi gibi bir deliliğe kim gider diye düşünürken gidelim bir görelim diyerek yola koyulduk. Antalya ve Bodrum’da yaygın olan bu köpük partisini Belarus’ta yapmak kesin bir Türk’ün aklına gelmiştir derken daha da dumur edici bir olayla karşılaştık. Arkadaşın biri partinin detaylarını öğrenmek için içeri girdiğinde ya bu işte bir yanlışlık olmalı bu havada nasıl köpük partisi olur bir de girersek kesin zatüüre olurum diye düşünmekteydim. Arkadaş içeriden çıktıktan sonra ayakkabısına doluşmuş olan straforları dökmeye çalışırken bu köpük partisinin bizim bildiğimiz partilerden olmadığını ve dize kadar strafor parçalarının döküldüğü mekanda düzenlenen bir parti olduğunu fark ettik. Rusya’da mekanın içinde havai fişek atarak 100 kişiyi yaralayan organizatörlerin bir benzeri de burada straforları ateşe vererek bizi öldürmeye çalışabilir diye hızlıca uzaklaştık.

Burada insanın kazandığı en kötü özelliklerden biri aşırı cimrileşmesi oluyor. Bir yandan her şey Türkiye’ye göre ucuz diğer yandan ise para birimi Türk parasının yarısı kadar olduğundan duyduğunuz rakamlar kulağınıza çok gelmeye başlıyor. Marketten 75- 100 bin rubleye yapılan alışveriş (40-50 milyon arası) size bir hafta yetebiliyor ancak o yüz bin rubleyi vermek evlat acısı gibi koyuyor. Ayrıca 3.5 milyona bir şişe votka veya 2.5 litre bira almaya alıştıktan sonra Türkiye’ye döndükten sonra içmeyi bırakabilirim diye düşünüyorum. Cimriliğimin bir diğer kanıtı ise okul st. Petersburg’a gezi düzenliyor 3 gün konaklama dahil 120 euroya gelen bu geziye eminim Türkiye’de olsa mutlaka katılırdım ama orada harcayacağım para ile birlikte bu miktar neredeyse 1 aylık giderimi oluşturduğundan duyar duymaz reddetmek zorunda kaldım.

Buranın kazandırdığı diğer bir kötü özellik ise küfüre çok fazla alışmanız oluyor. Kimse dediğinizi anlamadığı için ve Türkiye’den gelen herkes erkek olduğu için sürekli küfür etmeye başlıyorsunuz. Arkadaşların iddiası askerde daha az küfür ettikleri yolundaydı. Sokakta yürürken yamuk bir tip veya çok güzel bir kız gördüğünüzde de bağıra bağıra küfür ediyorsunuz. Türklerin sıklıkla gezdiği merkezde 1 saate yakın beklerseniz en az on kere amına koyayım diyerek dolaşan Türklere rastlayabilirsiniz. Ancak bu alışkanlık belirli durumlarda tehlikeli olabiliyor. Örneğin Türkmen kızlar bize ders çalıştırırken zor bir şey gösterdiklerinde şimdi y…ı yedik diye tepki vermemeniz gerekiyor ama benim gibi hızlı söylerseniz anlamıyorlar. Diğer ilginç bir anekdotta şöyle gelişti:

Güzel kızlar olduğundan dolayı sekizinci katta yemek yapmak konusunda ısrarcı olan arkadaşı bezginliğimden dolayı inatla kendi katıma çağırdıktan sonra gelen arkadaş dışarıda platin sarı saçlı topuklu ayakkabılı bir kız görür ve şu şekilde konuşmaya başlar.

- Allah belanı versin şu kaknem karı için mi beni buraya çağırdın yukarıda neler var olm?
- Ne karısı olm kız mı var dışarıda.
- Ya olm var hem de bari bir şeye benzese gel yukarı çıkalım aşırı güzel hatunlar var böyle yamukta değiller

Dışarıdan bir ses gelir: - Allah belanızı versin e mi?

Evet arkadaş bu kadar hakareti Belarus’ta kalan tek Türk kıza yapmayı başarmıştır. Buradan çıkartılması gereken ders kızlar Belarus’a geliyorsanız saçınızı sarıya boyatmayın.

Herneyse yukarıda kapılarını kırarak kızlarla tanıştık demiştim (şimdi böyle yazınca bi garip durdu). Dışarıda kalmışlardı rica ettiler biz de kırdık. KArşılığında bize kahve yaptılar 2-3 saate yakın hiç İngilizce bilmeyen kızlarla sohbet etmeyi başardık ancak bu acaba Rusçamızın ilerlediğinden mi yoksa tarzanca da ustalaştığımızdan mıdır bilemiyorum? Çünkü artık gözlerimle tezgahtarlara ne istediğimi anlatabilecek hale geldim resmen. Her neyse nasıl olursa olsun ben Rusça konuşabilmeye başladığıma inandım umarım bu inancım değişmez. Yeni fark ettiğim birşey de gerçekten bizim yrudun büyük kısmının Belarus'un köylerinden geldiği. Dışarıda makyajlı görseniz taş gibi diyeceğiniz hatunun kolları kıllı ve beni dövebilecek kadar kaslı çıktı:) Yine ne varsa Türk kızlarında var diyerek belirli notkalara mesajlar yollayayım:) Zaten burada kızların durumu çok ilginç nedense tanıştığınız kızlara baktığınızda baya vasat gözüküyorlar ama bazen dışarıda bi kız görüyorsunuz sanki photoshopla üzeirnde oynayıp kontrast keskinlik ayarı yapmışlar konuyu önplana çıkarmışlar gibi duruyor. Hala çözemedim. Neyse...

Neyse not sanırım fazla uzadı biraz da sıkıcı olmuş olabilir ama kıt kaynaklarla çok eğlenceli bir hayat süremiyorum mazur görün veya para yollayın:P Bu arada gelmeyi düşünen veya burada okumayı düşünen arakdaşlar için ilk ayki harcama tablomu buraya döküyorum. Hatta gelip giderkenkini de döküyorum detaylı olarak.

Geldiğimden beri harcadığım para 150 dolar + 135 euro +150 milyon TL yani 650-700 arası bir parayı 1 ayda harcadım. Gerçi iki gecede restoranda tekila dolayısıyla 100 dolara yakın para harcadım ama sanırım orası şehrin en lüks yerlerinden biriydi, onun dışında iki kere gece kulübe gittim taksi parası ve mekanda içtiklerim dahil ortalama gecede 40 milyon oraya gidiyor. Bir de ilk 15-20 gün boyunca sürekli dışarıda yemek yedim ve dışarıda birkaç bira içtim ve tabi bardak çatal şu bu gibi şeyler aldım(gerçi onları toplasan 25-30 milyon ancak tutar) Bunlar düşüldüğünde 50 dolar+135 euro+ 50 milyona yani 400 milyona geliyor ama tabi buraya gelirken bunları tamamen düşerek hesap yapmayın derim. Gerçekten de sürekli yurtta yemek yapan bir insanın mutfak masrafı ayda 100 doları biraz geçer en fazla 150 dolar olur ancak burada gece hayatı o kadar güzel ve Türkiye’ye kıyasla ucuz ki insanı sürekli bir kere geliyoruz bu dünyaya psikolojisine sokabiliyor ama lüks restoranlardan kaçınıp haftada 1 hafta sonu bir kere de hafta içi kulübe gitmek en ideali gibi gözüküyor. Böyle bir durumda aylık 180 dolar sabit masraf üstüne haftada 60 milyonluk bir bütçe eğlenceye ayrıldığında 450 milyon yani 300 dolar asgari ideal bir meblağ olarak duruyor.

Okul ücretine gelince ben tek seferde 2850 dolar ödeyerek her şeyi dahil 6 aylık bir kursa geldim ancak geldiğimiz üniversite ve yurt Belarus’taki en kötüleriymiş gerçi hocamız çok iyi olduğundan artık bunu bu kadar sorun etmiyorum. 1700 dolara buranın en iyi dil üniversitesi olan MSLU’da 10 aylık kursa gitmek mümkün ancak genelde MSLU’nun yurtlarında yer olmadığından konaklamaya da bir bütçe ayırmak gerekiyor. Birinin yanında oda kiralamak 80-100 dolar arasında değişiyor ve yurt olanağı yoksa en iyi opsiyon bu oluyor ancak 200 dolara tek başınıza tek oda ev de kiralayabilirsiniz. Tabi bu 1700 dolara tercümanlık masrafları uçak bileti, vize işlemleri vs. dahil değil ama bunları kendiniz hallettiğinizde benim 6 aylık kursa verdiğim paradan yine de oldukça daha ucuza geleceği kesin. Türkiye’de 400 dolar danışmanlık ücreti alarak sizi istediğiniz okula kaydettirecek şirketler de mevcut.

Her neyse bunun dışında ben free shoptan 15 euro ya bir şişe rom aldım, 30 dolar ekstra bagaj ücreti verdim ama bunlar belki bir şekilde halledilebilir bilmiyorum yani bagaj ücreti en azından bir de her şey dahil denmesine rağmen 60 dolar da burada sağlık kontrolü için harcadık. Bu işin bana toplam masrafı ev kiralama ile birlikte 6 ayda 10 milyara mal olacak gibi gözüküyor belki biraz daha fazlaya. 6 ayın sonunda bakacağız eğer gerçekten öğrenebilmişsem bu o kadar da yüksek bir meblağ değil. Bu seferki not biraz sıkıcı olmuş olabilir kusuruma bakmazsınız artık.

3 Aralık 2009 Perşembe

Belarus Notları 4

Bu hafta boyunca yurttan pek çıkamadığım için bu not biraz vasat olmuş olabilir. Zamanı kısıtlı olan insanlar (kimse artık onlar) için bu uyarıyı baştan yaptıktan sonra nota devam edeyim.

Nedense Belarus’u daha derinlemesine tanımak için oldukça çekingen ve tedirgin davrandığım hissine kapılıyorum. Buraya geldiğimden beri çok fazla gece kulübüne ve kumarhaneye gitmemem kendimi sorgulamama yol açtı. Şimdi kumarhane deyince aranızda korkmuş olanlar( ailemden ) olabilir ama ileride kumarhaneleri biraz daha anlatınca içiniz rahatlayacaktır diye umuyorum. Her neyse genel olarak bütün haftam yurtta geçtiği için anlatmaya yurt yaşamından başlıyorum.

Belarus’a ilk geldiğim gün yurdu gördüğümde ne kadar gerildiğimi ve burada yaşanamaz dediğimi daha önce yazmıştım. Şimdi yurda alışmakla beraber yurdun kimileri için ne kadar bulunmaz bir ortam olduğunu da fark etmeye başladım. Gerçekten pis olan bu yurt aslında Rusça pratik yapabilmek için ve yeni insanlarla tanışabilmek için güzel olanaklar da barındırıyormuş yalnız tek zorunluluk biraz girişken olmak.

Yurtta yemek yaparken, dolaşırken vs. insanlarla tanışabiliyorsunuz. Tek yapmanız gereken selam vermek ve İngilizce konuşmamaya çalışmak. İngilizce konuştuğunuz anda insanların büyük bir kısmı bilmiyorum diyerek yanınızdan uzaklaşıyor ancak çat pat Rusçanızla selam verirseniz en somurtkan insanlar bile sizinle konuşuyor, tabi dediklerini anlayamıyorsunuz ama bu konuda da yardımcı oluyorlar ve ders çalıştıracak insanlar bulabiliyorsunuz. Tabi bunları ben çok yapabildiğimden dolayı yazmıyorum ancak bu şekilde tanıştığımız birkaç kişi oldu ve bunlardan düzenli ders alan arkadaşlar var. Tabi buraya çapkınlık yapmak niyetiyle gelenlerin insanlarla tanışmak için artı motivasyonu olduğundan bizden bir adım önde başlıyorlar.

Tabi bizim yaptığımız gibi sarhoş olduktan sonra başka kata üzerinde görevli yazan kartlar hazırlayıp gürültü yapan kızları azarlayarak da eğlenebilirsiniz. Ancak bunu yaparken bizim yaptığımız gibi kelimeyi yanlış yazmamaya dikkat edin yoksa çok pis dalga geçiyorlar

Bu arada bir sabah kalktığımda yarı çıplak kızları duvarları silerken gördüğümden bahsetmiştim. Yurtlarda düzenli olarak okul yönetimi ve eğitim bakanlığı tarafından kontroller gerçekleştiriliyor ve bu kontroller sırasında yurdun temizliği, yaşanılabilirliği vs denetleniyor. Tabi işin ilginç yanı bu kontrollerin önceden haberli olması dolayısıyla herkese odasını temizlemesi yönünde talimat veriliyor hatta yatağınızı toplamadığınız için azarlanabiliyorsunuz. 24 yaşında artık azar işitmek istemediğim için hayatımda ilk kez yatağımı topladım ben de Yalan söylemeyim ilk kez değil bir de Jan amca kızmasın diye Efelerin evde toplamıştım.

Bu arada yurdun pisliği bizim yani yabancıların kaldığı katlara dair bir problem galiba. Bu odalarda 6 ay gibi kısa dönemli kalındığı için odalar genelde dağınık ve pis oluyor ancak üniversite okumaya gelen Rusların veya Türki cumhuriyetlerden gelen öğrencilerin odaları oldukça temiz. Tabi bunu yurt yönetimi değil kendileri yapıyor ancak ücretsiz konaklama olanağının herkese sağlandığı bir ülkede bu kadarının öğrenciden beklenmesi de çok ters değil sanırım. Gerek bu nedenle gerekse siyahi öğrencilerin pişirdikleri yemeklerin kokusu yüzünden bizde yemekleri Rusların katında yapmaya karar verdik. Yemek pişirmenin bu kadar zevkli olduğunu daha önceden fark etmemiştim:P Bu arada yurtta kalanlar genel olarak Belarus’un köylerinden geliyor onlardan Rusça öğrenince umarım bizim Lazların filan Türkçeyi konuştuğu gibi konuşmayız

Bu arada yurtlara içki sokmak yasakmış galiba bunu elimde şarap şişesiyle yurda daldıktan sonra öğrendim ama yurttaki babuşkalar genelde bir şey demediği için problem olmuyor. Bir de buradaki alkoller bir garip. İthal içkiler dışında her şey çok ucuz. Orta kalite bir şarabı Türkiye’dekinin yarı fiyatına almak mümkün, ancak votkaları oldukça garip. Çok fazla çeşit votka var ve büyük çoğunluğu oldukça ucuz. Sanırım bunlar bizdeki boğma rakı muhabbeti gibi hazırlanan votkalar belirli bir standardı yok. Oldukça sertler ve nedense 4-5 shot votka içtikten sonraki sabah uyandığımda kafamın arkasında bir uyuşma oluyor. Sanırım kulak ağrısı sandığım mesele de bu olabilir :P Çünkü sadece votka içtikten sonra ağrıyan bir kulak, kulağa garip geliyor.

Dediğim gibi çok fazla dışarı çıkmadığım için gece hayatına dair anlatabileceğim fazla bir şey kalmadı. Gündüz yapılacak “önemsiz” faaliyetlere dair şeyleri de notun sonunda kısa kısa geçeceğim.

Geçtiğimiz notta biraz kumarhanelerden bahsetmiştim. Henüz büyük bir kumarhaneye girmedim ama arkadaşların anlattığına göre biraz profesyonel davranarak içeride çok az para harcayarak yada ufak miktarda para kazanarak takılmak mümkün gözüküyor. Tabi büyük lüks kumarhanelere zaten kapıdan girmeniz, giyiminize veya geldiğiniz arabaya bağlı ancak büyük masaların da olduğu küçük makinelerin de olduğu kumarhanelerde ücretsiz içki ve kanepe servisi bulunuyor. Böyle bir kumarhanede 10-20 bin ruble ile (5-10 milyon ediyor) bir saat takılmanız mümkün. Eğer kumar tutkunu değilseniz rulet masasından bu parayı ikiye katlayarak çıkma ihtimaliniz de yüksek ama tabi iki katı da pek bir şey olmuyor. Bu sırada içtiğiniz votka da yanınıza kar kalıyor. Verilen bir tavsiye içeride gayet cool davranmanız ve bilgisayarda yatırdığınız para gözüken kısmı kolunuzla kapatarak kameralardan saklamanız. Eğer çok az para ile oynadığınızı görürlerse bir dahaki gelişinizde almayabilirlermiş ama o kadar dikkat edeceklerini de pek düşünmüyorum açıkçası. Neyse kendim gittikten sonra daha detaylı anlatırım. Korkmayın canım en fazla 30 bin ruble ile giderim yani 15-20 milyon. Anne valla yolladığın paranın hepsini 13 numaraya yatırmııcam:P (Keşke bu adresi aileme vermeseydim:P şaka şaka)

Her neyse gece hayatına dair verilen bir diğer tavsiyede hafta içi orta kalite mekanlara takılmak. İçerisi kalabalık olmasa da 60-70 kişi oluyormuş ve giriş 5 milyon civarı bir paraya denk geliyor. Neyse bunu da takıldıktan sonra yazacağım.

Bu arada şehre ilk geldiğinizde hissettiğiniz “tüm kızlar manken lan burada” hissiyatı bir iki hafta sonra yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Uzun boylu, sarışın, mavi gözlü ve çok düzgün fizikliler ama bazılarının yüzleri çirkin olabiliyor:P Yani ortalama olarak dünyanın en güzel ırkı ama %30-40 ı manken olamaz kanımca Bir de ilginç bir detay, bazı kızlarda bıyık modası olması. Arkadan gördüğünüz mükemmel fizikli topuklu ayakkabı giyen son derece şık bir kız size yüzünü döndüğünde haftalardır almadığı bıyıkları ile gülümseyebiliyor. Bu durumun sebebini henüz çözemedim bir açıklaması varsa öğrenmeye çalışacağım.

Bu arada burada tanıştığım insanlar ve gördüklerim büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Yıllarca yok Robert’te okuduk üniversite bitince süper iş bulacağız vs. diye düşünüp 2 ay iş bulamayıp buraya geldikten sonra insanların turizm sektöründe kazandıklarını duyunca gerçekten dudağım uçukladı. Tur rehberleri, deri dükkanında, kuyumcuda, spada vs. çalışan bilgi veren personel 6 ayda 40-50 milyar civarı para kazanıyorlarmış hem de neredeyse hiç masrafları olmadan lojmanda kalarak bunu yapıyorlarmış. Tamam, gözümü para hırsı bürümedi ama sadece Almanca ve Rusça öğrenip güzel şartlarla çalışabilecekken 25 yaşına kadar okuyup iş bulabilecek miyiz acaba diye düşünmek gerçekten sinir bozucu oldu. Bakalım artık belki turizmde iş bulurum da gelirsiniz artık yanıma Antalya’ya.

Fazla uzatmadan Belarus’a dair birkaç kısa bilgi ile notu bitireyim

- Şehrin her yerinde tiyatro, sinema, müze ve kütüphaneler var. Gerçekten kültürel olarak çok zengin bir şehir ama tabi buraların çoğunun işinize yaraması için Rusça bilmeniz gerekiyor. Zaman yaratabilirsem bir bakacam ne var ne yok diye( çok meşgulüm:P). Bu arada sinema acayip ucuz gündüz 2 akşam seansı 3.5 milyona denk geliyor.
- Sağlık sistemi aşırı iyi. Hastalandığınızda hastaneye telefon ediyorsunuz ambulans gelip neyiniz olduğuna bakıyor ve ilgili hastaneye sizi götürüyor.
- Bir tramvay bileti aldım 30 krş a 10 keredir biniyorum kimse bir şey sormuyor. Tabi sadece deneme amaçlı yaptım bunu yoksa zaten bedava gibi tramvay.
- İnsan konuşulan dili bilmediği bir memlekette ne olursa olsun yalnızlık hissediyor. Ben bu moda girecek adam mıydım cennet lan burası diyor.